Son yıllarda Orta Doğu'daki jeopolitik dengeler, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik operasyonları ile yeniden şekilleniyor. Özellikle nükleer programı ile dikkat çeken İran, bu iki ülkenin stratejik hedefleri arasında önemli bir yer tutuyor. Peki, bu aşamaya nasıl gelindi? İran üzerindeki baskı ve operasyonların arka planında hangi dinamikler var? Ayrıca, gelecekteki görüşmeler süreci nasıl bir seyir alacak? Bu yazımızda, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik operasyonlarının tarihsel gelişimini, günümüzdeki yansımalarını ve olası geleceğini ele alacağız.
ABD ve İran arasındaki ilişkiler, 20. yüzyılın ortalarından itibaren giderek daha karmaşık bir hal almıştır. 1953'teki darbe ile İran'da yönetimi ele geçiren Şah, Batı'nın desteklediği bir liderlik modeli sunarken, bu durum İran'ın halkında büyük bir hoşnutsuzluk yarattı. 1979'daki İslam Devrimi, bu hoşnutsuzluğun zirveye ulaşmasına neden oldu ve ABD'nin İran'la olan ilişkileri kopma noktasına geldi. O tarihten bu yana, İran'ın nükleer programı üzerine başlayan tartışmalar, iki ülke arasındaki gerginliği daha da artırdı.
2000'li yılların başından itibaren İran, nükleer gelişim sürecine hız verdi. Bu durum, ABD ve müttefiklerinin endişelerini artırdı. 2006 yılında, İran'ın nükleer programa yönelik daha cesur adımlar atması sonucunda ABD, BM aracılığıyla ekonomik yaptırımlar başlattı. Bu yaptırımlar, İran ekonomisini derinden etkiledi, ancak İran yönetimi, nükleer çalışmalarını sürdürme kararlılığını korudu.
İsrail, özellikle İran'ın nükleer programı ve bölgesel varlığına karşı çok hassas bir tutum sergilemektedir. 2010 yılında Stuxnet bilgisayar virüsü ile İran’ın nükleer tesislerine yönelik yapılan saldırı, bu konudaki en önemli örneklerden biriydi. Bu siber saldırı, ABD tarafından planlanmış ve İsrail'in de katkısıyla gerçekleştirilen bir operasyon olarak değerlendiriliyor. Bu saldırı, İran'ın nükleer programını yavaşlatmak amacıyla yapılan ilk önemli hamleydi.
Son birkaç yıl içinde ise, İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonları arttı. Suriye'de İranlı milislerin varlığına karşı başlatılan hava saldırıları, İsrail'in stratejisini gözler önüne seriyor. ABD bu tür operasyonlara doğrudan katılmasa da, istihbarat paylaşımı ve politik destekle İsrail'in yanında yer alıyor. Bu süreçte, İran'ın Hizbullah ile olan ilişkileri de gerginliklerin artmasında önemli bir rol oynadı. İran'ın Lübnan'daki Hizbullah üzerinden İsrail'e yönelik saldırılar düzenlemesi, İsrail'i sürekli olarak alarma geçirdi.
Gelecekte, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik stratejilerinin değişip değişmeyeceği merakla bekleniyor. Biden yönetimi, Trump döneminde yapılan bazı korkutucu hamleleri geri almayı hedeflese de, bölgedeki dengenin ne yönde değişeceği belirsizliğini koruyor.
Önümüzdeki süreçte müzakere masasında neler olacağı da ayrı bir tartışma konusu. İran ile müzakereler, oldukça karmaşık bir yapıya sahip. İran, nükleer programından ödün vermemekte kararlı, buna karşın ABD ve müttefikleri tüm yaptırımları gözden geçirmek için İran'dan köklü değişiklikler talep ediyor. Bu durum, iki taraf arasında ciddi bir güven bunalımına yol açıyor.
Sonuç olarak, ABD ve İsrail'in İran operasyonları, sadece askeri bir mesele değil, aynı zamanda karmaşık bir diplomasi süreçlerinin sonucudur. Orta Doğu'nun geleceği üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olan bu gelişmeler, bölgedeki diğer ülkelerin politikalarını da etkileyebilir. İran konusunda atılacak adımlar, sıradan bir savaş stratejisi değil, aynı zamanda uzun vadeli bir jeopolitik hesaplaşmanın bir parçasıdır.