Hayat, bazen zorluklarla dolu bir yolculuk haline gelebilir. Ancak bazı insanlar bu yolculukta o kadar sıkı bir şekilde hapsolurlar ki, kurtulmanın yollarını ararken yaşamlarıyla ilgili yaşamak zorunda kaldıkları kabuslarla yüzleşmek zorunda kalırlar. İşte, işkence ve şiddet dolu bir hayat yaşayan bir annenin trajik hikayesi. Dayaklarla dolu yılların ardından boşanma isteği, onun için özgürlüğün anahtarıydı. Ancak bu arzusunun bedeli, onun hayatı oldu.
28 yaşındaki Elif, tüm hayatını sevdiği adamla birlikte inşa etme hayaliyle doluydu. Ancak, evlilikleri başlar başlamaz, onun rüyalarının kabusa dönüşmesi çok uzun sürmedi. Eşi, zamanla davranışlarında değişiklik göstermeye başladı. Önceleri sorunlarını yapıcı bir dille konuşan bir eş olan Ahmet, giderek daha öfkeli ve saldırgan bir adam haline geldi. Emniyet güçlerine bile başvuran Elif, işkenceye dönüşen şiddetin her seferinde yeni bir trajediye yol açacağını bilemedi.
İlk birkaç ay içinde, Elif’in, evlilik hayatının getirdiği yüklerle başa çıkmak için çaba gösterdiği gözlemlendi. Her gün, eşinin hüsranlarının, kıskançlıklarının ve hakaretlerinin kurbanı olmak zorundaydı. Kendisini kapana kısıldığını hissetti; özgürlüğünden yoksun, çaresiz bir şekilde hayatını sürdürmek zorunda kaldı. Arkadaşları ve ailesiyle mesafeli durması, onun yaşadığı travmanın en büyük göstergesiydi. Yaşadığı fiziksel ve psikolojik şiddet, bir gün boşanmak istemesi gerektiğini anlamasına neden oldu.
Sonunda, Elif hayatını değiştirmek için cesur bir adım atma kararı aldı. Boşanmak için mahkemeye başvurdu ve bu dönüşüm onun için yeni başlangıçlar demekti. Fakat bu karar, onun hayatında beklenmeyen sonuçlara yol açtı. Eşi, onu kaybetme korkusuyla daha da saldırgan hale geldi. Elif artık çaresizlik içinde boşanma sürecini sürdürmek zorundaydı ama bu, onu sadece daha fazla şiddetle baş başa bıraktı.
Yaşadığı sürecin ve boşanma davasının getirdiği stres, onun sağlığını olumsuz etkileyerek ruhsal çöküşe sürükledi. Dava süreci devam ederken Elif, bir mücadeleci ruhla kendi özgürlüğü için savaşmaya devam etti. Ancak, birçok kadın gibi, Elif de eşinin sınır tanımaz saldırganlığından kurtulmanın bir yolunu bulamadı. Her gün savaştığı dayanılmaz acılar, sonunda hayatına mal oldu. Onun hayatı, aslında kaç kişi için bir uyanış, bir farkındalık yaratırken, bir o kadar insan için de kaybettiler.
Elif’in trajik hikayesi, toplumun her kesiminden duyulması gereken bir mesaj taşıyor. Kadına yönelik şiddet konusunu gündeme getirmek ve bu konuda daha fazla duyarlılık oluşturmak adına önemli bir fırsat sunuyor. Maalesef, Elif’in hikayesi son ve hüzün verici bir örnek olsa da, benzer kaderleri paylaşan milyonlarca kadın için bir duruş ve cesaret sembolü haline geldi. Elif’in, birinin hissetmediği ama tüm kadınların hissettiği korkuyu ve çaresizliği hissettiği günler, şimdi onun kıymeti bilinmez bir hatıra olarak kayıtlara geçti.
Bu noktada, her bireyin toplumsal sorumluluk taşıdığı unutulmamalıdır. Şiddetin, yalnızca fiziksel bir eylem olmaktan öte, psikolojik yıkıma da sebep olduğunu anlamak; insanları, ruhsal ve bedensel yaralardan korumak için mücadele başlatmak şart. Elif’in hikayesi, seslerin yükseltilmesi, toplumun bu konudaki bilinçlenmesi, şiddete karşı duruş sergileyen politikaların yapılması gerektiğinin göstergesidir.
Sonuç olarak, Elif'in hayatı, sadece bir kadının yaşadığı trajik bir hikaye olmanın ötesinde, daha fazla kadının sesi olabilmek adına bir çağrı niteliğindedir. Her kadının, yaşama hakkına saygı gösterilmesi gerektiği gerçeği, toplumsal bir mücadele olarak ele alınmalı ve şiddetin her biçimiyle karşı durulmalıdır. Unutulmamalıdır ki, kaybedilen bir hayat sadece bir kayıp değil, inşa edilmiş bir geleceğin yıkılışıdır.
Elif’in hikayesi, toplumun her kesiminde yankı bulmalı ve benzer olayların önüne geçmek için farkındalık yaratmalıyız. Her birey, kendi çevresinde, kadına yönelik şiddetin engellenmesi adına elinden geleni yapmalı, destekleyici bir tutum sergilemelidir.